Bu sergideki tablolar bana az geldi, onu daha fazla tanımak, hayal gücünün derinliklerine daha fazla dalmak, bu kadının tutkularıyla daha fazla zaman geçirmek istedim.
Geçirdiği çocuk felci hastalığıyla bacağı özürlü kalan, otobüsün tramvayla çarpışması sonucu otobüste yolcuların tutunduğu metal çubuğun leğen kemiğine saplanmasıyla sonuçlanacak kaza sonrasında tüm hayatını ameliyatlar ve doktorlar arasında geçiren (32 ameliyat...), sıkıntıdan ve acıdan kaçmak için resme tutunan, sosyalist, aşık, "sıradışı" kadın...
Resimlerine bakarken Diego'suna aşkı, ruhundaki çalkantıları, zihnindeki karmaşayı anlamak için resim sanatından anlamak hiç mi hiç gerekmiyor. Otoportrelerinin ya da bir dönem sevgilisi olmuş fotoğrafçının çektiği resimlerinin karşısında dakikalarca durup gözlerine bakabilirsiniz.
Frida Kahlo'yla ilgili başka şeyler keşfetmek için sabırsızlanıyorum!
27 Aralık 2010 Pazartesi
23 Aralık 2010 Perşembe
Veee Denize Güneş Doğar
Haziran'ı beklemeye gerek yok. 21 Aralık dedin mi benim yazım gelir, içime güneş doğar. Herkesin en uzun gecesi benim yaz heyecanımın başlangıcı olur. Beyaz giyilecek günler için hazırlıklar başlar, erik hayalleri canlanır, içim ısınır...
Ağustos çocuğu olduğumdan mıdır bilinmez yazın zevkini çıkarmayı iyi bilirim: Gez-toz'a gerek yok; gölgede mayışmayı, buzlu bardağın dışındaki damlalarla oynamayı, çimenlerde çıplak ayakla yürümeyi, ansızın gelen yağmura şükretmeyi...
Herkes deniz kenarına koşarken ben rahatımdır; deniz bende, bende neler var...
Ağustos çocuğu olduğumdan mıdır bilinmez yazın zevkini çıkarmayı iyi bilirim: Gez-toz'a gerek yok; gölgede mayışmayı, buzlu bardağın dışındaki damlalarla oynamayı, çimenlerde çıplak ayakla yürümeyi, ansızın gelen yağmura şükretmeyi...
Herkes deniz kenarına koşarken ben rahatımdır; deniz bende, bende neler var...
22 Aralık 2010 Çarşamba
Yeni Yıl Hazırlıklarının Hissettirdikleri
Daha iyi bir insan olmayı istemeni sağlayan birileri varsa hayatında çok şanslısın demektir. Anne, sevgili, dost, uzaktan uzağa izlediğin biri ya da bir bebek hiç farketmez.
Onu ve hayata davranışını gördükçe birşeyleri daha iyi yapmak istersin, herşeyden önce kendine daha az acımasız olursun. İçinde yaşattığın ama üstünü örttüğün büyük gücü yeniden hisseder ne çok şeyi değiştirebileceğini ve değiştiremediklerinle de mutlu olabileceğini farkedersin.
Ben çoğu zaman kendime kötü davranan biriyim itiraf etmeliyim. Ama bunun farkında olmak da iyibirşey deyip daha iyi biri olmak istememi sağlayacak insanları hayatımda tutmaya çalışıyorum artık.
Her sene başında yaptığım “Yeni yılda bunları yapıcam” listemde 2011’de en önemli gündemim de bu olacak; bu özel insanlara daha fazla zaman ayırıp kendime daha iyi davranmaya başlayacağım!
13 Aralık 2010 Pazartesi
Yaşamış Gibi Hissetmek
Bu gün bunu düşün:
Bişeylerin canını acıtabilmesi için onu mutlaka senin yaşaman gerekir mi?
Duyduğun birkaç nota seni de onun kadar incitebilir mi?
Benim cevabım burda...
I'm standing upright on my own
Bu sabah kendime hediyem Dufy'den...
Bişeylerin canını acıtabilmesi için onu mutlaka senin yaşaman gerekir mi?
Duyduğun birkaç nota seni de onun kadar incitebilir mi?
Benim cevabım burda...
I'm standing upright on my own
Bu sabah kendime hediyem Dufy'den...
8 Aralık 2010 Çarşamba
Akıl Kurar, Kader Güler
Şunu yapmalıyım, bunu etmeliyim derken kendi kendime mırıldanmalarımı duyan arkadaşım birden günün sözünü patlatıyor: "Akıl kurar, Kader güler".
Birkaç saniye afallıyorum sonra hemen toparlansam da bunu en yaldızlı kalemimle zihin defterimde boş bulduğum ilk yere kaydediyorum, yetmiyor çabuk ulaşabilmek için kısayol yaratıyorum.
Hepimizin hayatları gerçekleşmeyen planlar, yarıdan dönülen yollar ya da farklı sonlara açılan kapılarla dolu olsa da ne güzel ki akıl her seferinde yenisini kuracak cesareti buluyor kendinde. Değil yarın, yıllar sonrası için bambaşka olacak seni bir kenara bırakıp şöyle olacaklar ve böyle yapılacaklar listeleri hazırlıyor. Ve gün oluyor, hayat hiç beklemediğin bir el dağıtıyor o oyunda sana.
Çetin Altan'ın sevdiğim sözüyle cevap veriyorum: "Enseyi karartmayalım". Aklımın kurduğundan daha güzelini veren bir kader olduğu sürece varsın gülsün o zaman...
Birkaç saniye afallıyorum sonra hemen toparlansam da bunu en yaldızlı kalemimle zihin defterimde boş bulduğum ilk yere kaydediyorum, yetmiyor çabuk ulaşabilmek için kısayol yaratıyorum.
Hepimizin hayatları gerçekleşmeyen planlar, yarıdan dönülen yollar ya da farklı sonlara açılan kapılarla dolu olsa da ne güzel ki akıl her seferinde yenisini kuracak cesareti buluyor kendinde. Değil yarın, yıllar sonrası için bambaşka olacak seni bir kenara bırakıp şöyle olacaklar ve böyle yapılacaklar listeleri hazırlıyor. Ve gün oluyor, hayat hiç beklemediğin bir el dağıtıyor o oyunda sana.
Çetin Altan'ın sevdiğim sözüyle cevap veriyorum: "Enseyi karartmayalım". Aklımın kurduğundan daha güzelini veren bir kader olduğu sürece varsın gülsün o zaman...
4 Aralık 2010 Cumartesi
Üç İstanbul Bir Özlem
Ne zaman yurtdışına gitsem geri dönmek istemem, gittiğim şehre ait hissederim kendimi. Londra'da ya da Roma'da yön duygum gelişir, ilk defa gideceğim bir yeri ararken bile ne tarafta olduğunu hissederim. Soranlara yol tarifedecek cesareti bulacak kadar oralı olurum. Dönüş vakti gelip çattığında ayaklarım geri geri gider, evim orası olsun isterim.
İlk defa bu sefer... "İstanbul, seni özledim" dedim; Dubai'de geçirdiğim her saat fazla geldi.
Aklımda İsmail Acar'ın Çırağan Sarayı'ndaki "Üç İstanbul" sergisinde karşılaştığım muhteşem İstanbul tabloları, sokaklarında rahatça yürüyebildiğim şehrimi özledim. Gökyüzünden şehri seyrederken bu güzelim topraklara neler yaptığımızı düşündüm. İnsan eli bir yerde çölü cennete (!) çevirirken diğer yanda cenneti viran ediyor her geçen gün.
Hem özledim İstanbul'u, hem de ona yaptıklarımız ve yapamadıklarımız için "keşke"ler geçirdim aklımdan evime dönerken...
İlk defa bu sefer... "İstanbul, seni özledim" dedim; Dubai'de geçirdiğim her saat fazla geldi.
Aklımda İsmail Acar'ın Çırağan Sarayı'ndaki "Üç İstanbul" sergisinde karşılaştığım muhteşem İstanbul tabloları, sokaklarında rahatça yürüyebildiğim şehrimi özledim. Gökyüzünden şehri seyrederken bu güzelim topraklara neler yaptığımızı düşündüm. İnsan eli bir yerde çölü cennete (!) çevirirken diğer yanda cenneti viran ediyor her geçen gün.
Hem özledim İstanbul'u, hem de ona yaptıklarımız ve yapamadıklarımız için "keşke"ler geçirdim aklımdan evime dönerken...
29 Kasım 2010 Pazartesi
Kırmızılı Kadın
Gözlerimi kapatıp bu kadın olduğumu hayal ettim 2 saat boyunca. Ne olduğum yerdeydim ne de o zamanda.
Annemle bir sanat aktivitesi yapabilmek adına yer ayırttığım Çırağan Sarayı "Saturday Concerts" bize harika bir süpriz yaptı; acaba sıkılır mıyım diye gittiğim konser saniyeler geçmesin diye nefesimi tuttuğum bir anı oldu.
İspanyollara atfettiğimiz Flamenko aslında Endülüsler, İspanya Yahudileri, Müslümanlar, Gürcüler ve Çingenelerin ortak ürettiği bir kültürmüş. Malum bu kadar farklı köken bir arada olunca müzikler de bir o kadar zengin oluyor. Ne söylendiği anlaşılmadan ne söylediğini hissettiren muhteşem ezgiler...
Flamenko gırtlağına sahip bir Türk vokalin eşliğinde coşan flamenko gitar, keman, bas ve perküsyona bir de mükemmel dansçı eklenince annem ve benim mest olmamıza yetti.
2 saatin sonunda şundan emin olarak çıktım ki bence aşkın müziği Flamenko!
Annemle bir sanat aktivitesi yapabilmek adına yer ayırttığım Çırağan Sarayı "Saturday Concerts" bize harika bir süpriz yaptı; acaba sıkılır mıyım diye gittiğim konser saniyeler geçmesin diye nefesimi tuttuğum bir anı oldu.
İspanyollara atfettiğimiz Flamenko aslında Endülüsler, İspanya Yahudileri, Müslümanlar, Gürcüler ve Çingenelerin ortak ürettiği bir kültürmüş. Malum bu kadar farklı köken bir arada olunca müzikler de bir o kadar zengin oluyor. Ne söylendiği anlaşılmadan ne söylediğini hissettiren muhteşem ezgiler...
Flamenko gırtlağına sahip bir Türk vokalin eşliğinde coşan flamenko gitar, keman, bas ve perküsyona bir de mükemmel dansçı eklenince annem ve benim mest olmamıza yetti.
2 saatin sonunda şundan emin olarak çıktım ki bence aşkın müziği Flamenko!
25 Kasım 2010 Perşembe
Stay by My Side
Bi gün buradan baktım hayata ve evet böyle ıssızdım. Önümde sonunu göremediğim upuzun bir yol, içimde bir raydan çıkma arzusu... Günden geceye mi dönüyorum yoksa geceden güne mi?
Yok melankolik bir anımda değilim sadece zor zamanları hatırlatan birşeyler dinliyorum:
I was looking for another chance
To see your blue eyed problem
Neler ne kadar değişti, bazı şeyler hiç değişmedi. Ama en azından o anlardaki kadar başka bir hayat aramıyorum şimdilerde.
Bu seferki ipucum StarSailor'dan.
Ps: Fotoğraf, StarSailor- Love is Here'dan...
Yok melankolik bir anımda değilim sadece zor zamanları hatırlatan birşeyler dinliyorum:
I was looking for another chance
To see your blue eyed problem
Neler ne kadar değişti, bazı şeyler hiç değişmedi. Ama en azından o anlardaki kadar başka bir hayat aramıyorum şimdilerde.
Bu seferki ipucum StarSailor'dan.
Ps: Fotoğraf, StarSailor- Love is Here'dan...
24 Kasım 2010 Çarşamba
Ben de Yaptım, Yine Olsa Yine Yaparım
Dün haberlerde Lanvin'in dahi tasarımcısı Alber Elbaz'ın H&M için yarattıklarının oluşturduğu izdihamı izlerken kendim nelerin peşinden böyle sürüklenebilirim diye aklımdan geçirdim.
Evet kesinlikle o insanları anlayabiliyorum çünkü ben de fotoğraftaki JimmyChoo'lar için 6 saat kuyruk bekledim üstelik domuz gribiyken ve yine olsa yine beklerim.
Ne ayakkabı ne marka ne de farklı olma derdi... Güzel tarafı birşeyleri tutkuyla isteyebilmek, birşeyler için kendi sınırlarının dışına çıkabilmek, daha fazlasını yapabilmek ve "bunu da yaptım" diyebilmek.
Evet kesinlikle o insanları anlayabiliyorum çünkü ben de fotoğraftaki JimmyChoo'lar için 6 saat kuyruk bekledim üstelik domuz gribiyken ve yine olsa yine beklerim.
Ne ayakkabı ne marka ne de farklı olma derdi... Güzel tarafı birşeyleri tutkuyla isteyebilmek, birşeyler için kendi sınırlarının dışına çıkabilmek, daha fazlasını yapabilmek ve "bunu da yaptım" diyebilmek.
22 Kasım 2010 Pazartesi
Benim Homer'ım
Evet çok tartışıyoruz, evet yıllarımız didişerek geçti, evet herşeyime ortak çıkıyor, evet iPhone kablolarımı bir fare gibi kemiriyor...
Ama o olmasa hayatım o kadar sıkıcı olurdu ki!
Gardrobun üzerinde kahvaltı eden, kendisini Pinokyo sanıp kollarını zımparalayan, benden özenip kaşlarını kesen sonra da yapıştırmam için yalvaran, sevgilimin annemle tanışmaya geldiği ilk akşam ona evrimimin fotoğraflarını gösteren, patronumun eşine "teyze" diyen, "couture" kelimesini kauçır diye okuyan, annemi güvercin kadın diyerek seven, 31 tost yiyebilen, Rusya'nın Alaska'yı Amerika'ya kaça sattığını ve Mecik Necmi'nin aile sırlarını bilecek kadar genel kültür sahibi Homer'ım benim...
Dün akşam muhteşem dans figürleriyle salonda önümde zıplarken tekrar şükrettim varlığına. Hep böyle gülebilmesi ve güldürebilmesi için dua ettim bir de...
Bu şarkı Homer'ımın şerefine!
Ama o olmasa hayatım o kadar sıkıcı olurdu ki!
Gardrobun üzerinde kahvaltı eden, kendisini Pinokyo sanıp kollarını zımparalayan, benden özenip kaşlarını kesen sonra da yapıştırmam için yalvaran, sevgilimin annemle tanışmaya geldiği ilk akşam ona evrimimin fotoğraflarını gösteren, patronumun eşine "teyze" diyen, "couture" kelimesini kauçır diye okuyan, annemi güvercin kadın diyerek seven, 31 tost yiyebilen, Rusya'nın Alaska'yı Amerika'ya kaça sattığını ve Mecik Necmi'nin aile sırlarını bilecek kadar genel kültür sahibi Homer'ım benim...
Dün akşam muhteşem dans figürleriyle salonda önümde zıplarken tekrar şükrettim varlığına. Hep böyle gülebilmesi ve güldürebilmesi için dua ettim bir de...
Bu şarkı Homer'ımın şerefine!
17 Kasım 2010 Çarşamba
Baska Diyarlar
Roma'da bir apple store'dayim... Bir ipad, bir Roma, bir sevgilim, bir ben! Yine saklanacak bir keyif ani; ipucum Elma :)
11 Kasım 2010 Perşembe
Keyiflerimi Saklamak
Yaşadığımı farkettiğim anları sonrasında geri çağırabilmek için küçük ipuçları bırakıyorum kendime. Bazen bir koku bazen bir müzik bazense bir renk...
Londra'da hayatımı değiştirecek teklifi aldığım gün için yağmur damlaları, beni ilk öptüğü zaman için kitabevinin camlı vitrini, HydePark'daki huzurumu hatırlamak için kış güneşi, herşeyi bırakıp gittiğimiz anlar için kulağıma fısıldadığı şarkı...
Çok güzel bir sergi gezdim, birazdan annem ve sonra sevgilim yanıma gelecek, Mehmet Günsür'den 2 öykü okudum az önce, gece de Hayal Kahve'sinde müzik keyfi... İpucum Csontváry''den...
Londra'da hayatımı değiştirecek teklifi aldığım gün için yağmur damlaları, beni ilk öptüğü zaman için kitabevinin camlı vitrini, HydePark'daki huzurumu hatırlamak için kış güneşi, herşeyi bırakıp gittiğimiz anlar için kulağıma fısıldadığı şarkı...
Çok güzel bir sergi gezdim, birazdan annem ve sonra sevgilim yanıma gelecek, Mehmet Günsür'den 2 öykü okudum az önce, gece de Hayal Kahve'sinde müzik keyfi... İpucum Csontváry''den...
10 Kasım 2010 Çarşamba
9 Kasım 2010 Salı
Aşk ve Gurur
"O"nun hayatında çok önemliler diye ilgilenmeye başladım uçaklarla. Bir uçak mühendisine aşıksan bileceksin dedim vril hareketin uçağın vida gibi döne döne alçalması olduğunu. Kanadın firar kenarı neresidir, yunuslama yunusla alakalı değildir, dünyada belli başlı 3 uçak motoru üreticisi vardır ve Rolls-Royce sadece bir araba markası, Anka da sadece küllerinden doğan kuş değildir...
Öğrendikçe sevdim, sevdikçe öğrendim. Her gün bana gönderdiği uçak fotoğraflarını sabırsızlıkla bekler oldum.
Ve bir gün kendimi bu resmi görünce gözlerim dolar halde buldum...
Öğrendikçe sevdim, sevdikçe öğrendim. Her gün bana gönderdiği uçak fotoğraflarını sabırsızlıkla bekler oldum.
Ve bir gün kendimi bu resmi görünce gözlerim dolar halde buldum...
2 Kasım 2010 Salı
Elimi Kolumu Sallayarak Yürümek
Bu gün bir Türk vatandaşı olarak vize kuyruğunda beklerken sınırları düşündüm. İnsanoğlu olarak kendimize sınırlar belirliyoruz, yetmiyor bunları keskinleştiriyoruz. Sonra birbirimizin sınırlarını geçmeye uğraşıyor, kimi zaman da geçit vermemek uğruna yaşamlarımızdan geçiyoruz.
Neden burası benim? Neden orası senin? Ben buranın güzelliklerini seninle paylaşsam, sen oraları benimle zenginleştirsen…
Vize dediğin şey neyin izni? Senin havanı alabilmek için bana verdiğin süre mi? Buradakinin de aynı hava olduğundan haberin var mı? Ya sınırın iki tarafındaki toprağın rüzgarla her iki tarafa da sürüklenebileceğinden…
Bu gün elimi kolumu sallayarak yürümek istiyorum: İsviçre kantonlarından birinde çikolata yemeye başlayıp, Fransa’ya bir kadeh şarap için uğramak, İtalya’da lazanyamı yedikten sonra 5 çayı için Londra’ya yüzmek, İrlanda’da yeşilliklerde yuvarlanmak… Ve kimseye “nereye böyle?” için hesap vermemek…
1 Kasım 2010 Pazartesi
Kış mı? Buyursun, Gelsin!
Vogue’un “100$’ın altında 100” listesinde KateSpade imzalı 25$’lık posta kartlarından (bu fiyata kart olur mu demeyin, konu tasarım olunca 50$’a “tissue cover” da var) gümüş kolyelere kadar genel olarak bir ekose baskınlığı söz konusu.
“Mavi Aşığı” olarak favorim bu ayakkabı olsa da yağmur botları ve hepsini taksam da doyamayacağım bangle’lara da bayıldım. Ayrıca da bu sezon kapımızı çalan “clean” akımına da hoş geldin diyor hiç gitmemesini diliyorum.
24 Ekim 2010 Pazar
Dolce far Niente
Hiçbirşey yapmamanın dayanılmaz mutluluğu. İşte bu tam da benim o yaprakların üzerinde uzanırken hissettiğim şeymiş meğer.
Güzel İtalyanlar benim o an hissettiklerim için, söylerken bile o huzuru veren bir deyim yaratmışlar: Dolce far Niente
Lazanya, şarap ve Gelato'dan sonra İtalya aşkımı pekiştirecek bir neden daha bana.
Günlerin koşup giden anlarından sıyrılarak hiçbirşey yapmamaktan keyif alabildiğimi farkettiğimde bu kadar ayrıcalıklı hissetmem tuhaf mı acaba?
Herkes hayatını yaşanmışları ve başardıklarıyla tanımlarken benim ne kadar çok DfN'm var. Yalnız ya da sevdiklerimle, anları paylaşmaya değer bulduklarımla bundan sonra daha fazlasını bir kenara koymak için heyecanlıyım bunu farkettiğimden beri.
Ve... Sevgilimle tam da Roma'da "Dolce far Niente" anları için gün sayıyorum şimdi.
Güzel İtalyanlar benim o an hissettiklerim için, söylerken bile o huzuru veren bir deyim yaratmışlar: Dolce far Niente
Lazanya, şarap ve Gelato'dan sonra İtalya aşkımı pekiştirecek bir neden daha bana.
Günlerin koşup giden anlarından sıyrılarak hiçbirşey yapmamaktan keyif alabildiğimi farkettiğimde bu kadar ayrıcalıklı hissetmem tuhaf mı acaba?
Herkes hayatını yaşanmışları ve başardıklarıyla tanımlarken benim ne kadar çok DfN'm var. Yalnız ya da sevdiklerimle, anları paylaşmaya değer bulduklarımla bundan sonra daha fazlasını bir kenara koymak için heyecanlıyım bunu farkettiğimden beri.
Ve... Sevgilimle tam da Roma'da "Dolce far Niente" anları için gün sayıyorum şimdi.
18 Ekim 2010 Pazartesi
Yine Yeni Yeniden
O olmadan hep eksikti, hep eksiktim...
Her zamana taşıdım onu, onun beni taşıyıp taşımadığını bilmeden. Bir gün "ben de..." diyince dünyalar benim oldu.
Dostum değil, arkadaşım hiç değildi, belki bir kız kardeş böyle olabilirdi…
15’lerin hayalleri birer birer gerçek olmaya ve hesapta olmayanlarla karşılaşmaya başlarken hep yanımda onu aradım. “Biliyo musun, bu gün ne oldu?” demek ya da söylemeden anlamasını beklemek ne kıymetliymiş dedim her seferinde.
Bir gün her şeyin düzeleceğinden emindim, hayat böyle bir şey olmalıydı.
Dün ona da dedim: Hayatıma güneş açtı...
Her zamana taşıdım onu, onun beni taşıyıp taşımadığını bilmeden. Bir gün "ben de..." diyince dünyalar benim oldu.
Dostum değil, arkadaşım hiç değildi, belki bir kız kardeş böyle olabilirdi…
15’lerin hayalleri birer birer gerçek olmaya ve hesapta olmayanlarla karşılaşmaya başlarken hep yanımda onu aradım. “Biliyo musun, bu gün ne oldu?” demek ya da söylemeden anlamasını beklemek ne kıymetliymiş dedim her seferinde.
Bir gün her şeyin düzeleceğinden emindim, hayat böyle bir şey olmalıydı.
Dün ona da dedim: Hayatıma güneş açtı...
12 Ekim 2010 Salı
New Episode
Yine bir "Somewhere over the rainbow" durumu... Bu sefer kelimenin tam anlamıyla ordayız, 2 kişiyiz: Mavi Göz ve Ben.
Arkamızda kocaman bir kalabalık var, ailemiz ve dostlarımız. O kadar kalabalıklar ki pastaya sığmadılar, biz de sadece kendimizi koyduk; ama onlarla beraber yedik.
Yine hayat güzel, yine renkler daha canlı, yine yaşanacak ne çok güzel şey var...
Herşey bizim için çok güzel olacak biliyorum. Nereden mi? Öyle başladı ve öyle de gidiyor... Büyüsü hiç bozulmadan. Hiç "Ama"sı olmadan...
Arkamızda kocaman bir kalabalık var, ailemiz ve dostlarımız. O kadar kalabalıklar ki pastaya sığmadılar, biz de sadece kendimizi koyduk; ama onlarla beraber yedik.
Yine hayat güzel, yine renkler daha canlı, yine yaşanacak ne çok güzel şey var...
Herşey bizim için çok güzel olacak biliyorum. Nereden mi? Öyle başladı ve öyle de gidiyor... Büyüsü hiç bozulmadan. Hiç "Ama"sı olmadan...
4 Ekim 2010 Pazartesi
Doğrulurken
Ondan öğrendim yine: “çocuklar anne ya da babalarını seçerek gelirlermiş dünyaya” dedi, dahasını sonra anlatacakmış.
Sonra diğeri dedi ki: “Çok güçlüsün… hayata sağlam basıyorsun”
Bu günü yanlarında geçirip sırtımı yaslamak istedim onlara. Bir de diğerlerine “şimdi siz beni beklemeyin, ben toparladığım yerden devam edeceğim” demek.
İnsan hayatının önemli dönüm noktalarının eşiğinde iyice bir hayat muhasebesine soyunuyor ya, işte ben de tam ordayım.
Bana gelip “evet, doğru yoldasın, devam et” demelerini bekliyorum. Ve diyorlar, yazıyorlar…
Kamburumu düzeltiyorum yeniden.
Olsundu, fark etmezdi.. Hayatımdalar ya, buna da şükürdü!
20 Eylül 2010 Pazartesi
Bana Hiç Gülmüyordur
"Tanrı'yı güldürmek istiyorsanız ona planlarınızdan bahsedin!"
Hayal olmaktan uzak hayaller kurarak motivasyonumu ayakta tutmaya çalışırken bu sözü öğrenmem iyi oldu.
"Kurma" deyince itaat eden beynim "kur" deyince aynı istekle yaklaşmıyor hayallere, hemen daha öncekileri hatırlatıyor. Ona inat "bu öyle olmayacak" dediğimde de bir dergi sayfasında bunu karşıma çıkarıveriyor. Ve bu sadece beni mutsuz etmekle kalmıyor...
“Sevgileri yarınlara bıraktınız / Çekingen, tutuk saygılı / Bütün yakınlarınız / Sizi yanlış tanıdı
Bitmeyen işler yüzünden / (Siz öyle olsun istemezdiniz) / Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi / Kalbinizi dolduran duygular / Kalbinizde kaldı
Siz geniş zamanlar umuyordunuz / Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek / Yılların telaşlarda bu kadar çabuk / Geçeceği aklınıza gelmezdi
Gizli bahçenizde / Açan çiçekler vardı / Gecelerde ve yalnız / Vermeye az buldunuz / Yahut vaktiniz olmadı.”
13 Eylül 2010 Pazartesi
Kişisel Tarihimde Hiç Olduğum Gün
Bu gün kendimi Doğan Hızlan'dan aldığım öğütle Nihilizm'in kollarına bırakıyorum. O demese de ben Hiç olmak istiyorum, çünkü bu gün sadece kendimi düşünmek ve gerisini boşvermek bile yetmeyecek...
“Ömür dediğin üç gündür
Dün geldi geçti yarın meçhul
O halde ömür dediğin bir gündür
O da bugündür.”
Ps: Fotoğraf, Kathryn Szoka-Vast Emptiness 1998
“Ömür dediğin üç gündür
Dün geldi geçti yarın meçhul
O halde ömür dediğin bir gündür
O da bugündür.”
Ps: Fotoğraf, Kathryn Szoka-Vast Emptiness 1998
7 Eylül 2010 Salı
3 Eylül 2010 Cuma
Benim İçin Uyku Vakti
Tüm haftanın yorgunluğu üzerime çökmüşken yetişti annem imdadıma. Hep de böyle değil mi zaten, tam o anda, orada...
İstanbul için iftar ama benim için uyku vakti.
Sağ omuzumdaki "hadi kalk yardım et" dedi bir ara, sol omuzumdaki ise "annen dert etmez, hadi uykuya".
Ve ben bir kez daha solumdakini dinledim.
İstanbul için iftar ama benim için uyku vakti.
Sağ omuzumdaki "hadi kalk yardım et" dedi bir ara, sol omuzumdaki ise "annen dert etmez, hadi uykuya".
Ve ben bir kez daha solumdakini dinledim.
1 Eylül 2010 Çarşamba
O Zaman Ben Eriğim
Hani yeni bir trend var ya "Ne Yiyorsan O'sun!" Ben eriğim. Bulmuşken keyfini sürdün, sürdün... Herkese aynı tadı vermez. Onun istediği zaman yakalayamazsan keyfi çıkmaz. Benim gibi hastasını da başka hiçbirşey onun kadar mutlu etmez :)
26 Ağustos 2010 Perşembe
25 Ağustos 2010 Çarşamba
Hızlı Okuyorum Öyleyse Varım
Ne güzel birşey yaptım kendime bu kursu katılarak... Ben artık dünkü ben değilim çünkü artık daha hızlı okuyorum hem de öğretmenimin dediğine inanarak "bisiklete binmek gibi" unutmamacasına.
İçimdeki okuma canavarına bir dahaki hediyem işte böyle bir kitaplık olmalı. O da bana karşılığında "al sana fotoğrafik okuma" yeteneği demeli.
Ve kendime daha sık böyle davranmalıyım...
İçimdeki okuma canavarına bir dahaki hediyem işte böyle bir kitaplık olmalı. O da bana karşılığında "al sana fotoğrafik okuma" yeteneği demeli.
Ve kendime daha sık böyle davranmalıyım...
23 Ağustos 2010 Pazartesi
Ya Benim Tarihim
Benden büyük diye mi internetin tarihinde çok fazla dönüm noktası var yoksa ben kendi tarihimdekileri kanıksadım mı?
22 Ağustos 2010 Pazar
Zamandan Bağımsız Olsam
Stefano D'anna "Mutluluk zamanda değildir. Bir şeyi bulamamanın en emin yolu onun olmadığı yere bakmaktır" diyerek pazar günüme damgasını vuruyor.
Neden bu kadar sarstı ki şimdi beni? Mutluluğu bir külah dondurmada bulmayı öğrenmişken hemde...
"...hiç kimse yarın ya da geçmişte mutlu olamaz.Dün yaşanan mutluluk tozdan ibarettir; mutlu anıların, mutlu olmakla ilgisi yoktur.
...Gerçekte, mutluluk tek başına yaşanan bir duygudur; kişinin kendisiyle olan özel durumudur ve yalnızca kişinin kendisi ona ulaşabilir, onu üretebilir."
Böyle biline!
(Bu da nesi diyenler için, bkz. Tempo-Ağustos, sf:100)
Neden bu kadar sarstı ki şimdi beni? Mutluluğu bir külah dondurmada bulmayı öğrenmişken hemde...
"...hiç kimse yarın ya da geçmişte mutlu olamaz.Dün yaşanan mutluluk tozdan ibarettir; mutlu anıların, mutlu olmakla ilgisi yoktur.
...Gerçekte, mutluluk tek başına yaşanan bir duygudur; kişinin kendisiyle olan özel durumudur ve yalnızca kişinin kendisi ona ulaşabilir, onu üretebilir."
Böyle biline!
(Bu da nesi diyenler için, bkz. Tempo-Ağustos, sf:100)
20 Ağustos 2010 Cuma
Somewhere Over theRainbow
Günlerin telaşına kapılırsın, aklına bile getirmezsin "ya onlar olmasaydı" diye çünkü onlar nasılsa ordadır.Günlerden bir gün "aslında herkes tekbaşına" der, kendini geçiştirirsin.
Ve hiç ummadığın o anda hepsini karşında gördüğünde "işte sadece bu anlar için bile devam etmeye değer" diyip yeniden su verirsin derinlerindeki çiçeklere.
Ailem, sevgilim, ailem, dostlarım, ailem... İyi ki Varsınız!
Dün geceyi düşününce içimde şu çalıyo, bu da benim size teşekkürüm.
19 Ağustos 2010 Perşembe
Hoşgeldin 29 Yaşım
Kendime 29 yaş hediyem, bloğum...1 gün daha geç olmadan paylaşmalı dedim bende ne varsa...
Hoşgeldin Bloğum, Hoşgeldin 29 yaşım...
Bu sene daha çok ama daha güzellerini öğreniyim hayatın. "Bir 29 yaşım vardı" diyebiliyim. Onlar hep yanımda olsun, o hep kalbimde olsun.O da yanımda olsun...
Hoşgeldin Bloğum, Hoşgeldin 29 yaşım...
Hoşgeldin Bloğum, Hoşgeldin 29 yaşım...
Bu sene daha çok ama daha güzellerini öğreniyim hayatın. "Bir 29 yaşım vardı" diyebiliyim. Onlar hep yanımda olsun, o hep kalbimde olsun.O da yanımda olsun...
Hoşgeldin Bloğum, Hoşgeldin 29 yaşım...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
























