Hiçbirşey yapmamanın dayanılmaz mutluluğu. İşte bu tam da benim o yaprakların üzerinde uzanırken hissettiğim şeymiş meğer.
Güzel İtalyanlar benim o an hissettiklerim için, söylerken bile o huzuru veren bir deyim yaratmışlar: Dolce far Niente
Lazanya, şarap ve Gelato'dan sonra İtalya aşkımı pekiştirecek bir neden daha bana.
Günlerin koşup giden anlarından sıyrılarak hiçbirşey yapmamaktan keyif alabildiğimi farkettiğimde bu kadar ayrıcalıklı hissetmem tuhaf mı acaba?
Herkes hayatını yaşanmışları ve başardıklarıyla tanımlarken benim ne kadar çok DfN'm var. Yalnız ya da sevdiklerimle, anları paylaşmaya değer bulduklarımla bundan sonra daha fazlasını bir kenara koymak için heyecanlıyım bunu farkettiğimden beri.
Ve... Sevgilimle tam da Roma'da "Dolce far Niente" anları için gün sayıyorum şimdi.
24 Ekim 2010 Pazar
18 Ekim 2010 Pazartesi
Yine Yeni Yeniden
O olmadan hep eksikti, hep eksiktim...
Her zamana taşıdım onu, onun beni taşıyıp taşımadığını bilmeden. Bir gün "ben de..." diyince dünyalar benim oldu.
Dostum değil, arkadaşım hiç değildi, belki bir kız kardeş böyle olabilirdi…
15’lerin hayalleri birer birer gerçek olmaya ve hesapta olmayanlarla karşılaşmaya başlarken hep yanımda onu aradım. “Biliyo musun, bu gün ne oldu?” demek ya da söylemeden anlamasını beklemek ne kıymetliymiş dedim her seferinde.
Bir gün her şeyin düzeleceğinden emindim, hayat böyle bir şey olmalıydı.
Dün ona da dedim: Hayatıma güneş açtı...
Her zamana taşıdım onu, onun beni taşıyıp taşımadığını bilmeden. Bir gün "ben de..." diyince dünyalar benim oldu.
Dostum değil, arkadaşım hiç değildi, belki bir kız kardeş böyle olabilirdi…
15’lerin hayalleri birer birer gerçek olmaya ve hesapta olmayanlarla karşılaşmaya başlarken hep yanımda onu aradım. “Biliyo musun, bu gün ne oldu?” demek ya da söylemeden anlamasını beklemek ne kıymetliymiş dedim her seferinde.
Bir gün her şeyin düzeleceğinden emindim, hayat böyle bir şey olmalıydı.
Dün ona da dedim: Hayatıma güneş açtı...
12 Ekim 2010 Salı
New Episode
Yine bir "Somewhere over the rainbow" durumu... Bu sefer kelimenin tam anlamıyla ordayız, 2 kişiyiz: Mavi Göz ve Ben.
Arkamızda kocaman bir kalabalık var, ailemiz ve dostlarımız. O kadar kalabalıklar ki pastaya sığmadılar, biz de sadece kendimizi koyduk; ama onlarla beraber yedik.
Yine hayat güzel, yine renkler daha canlı, yine yaşanacak ne çok güzel şey var...
Herşey bizim için çok güzel olacak biliyorum. Nereden mi? Öyle başladı ve öyle de gidiyor... Büyüsü hiç bozulmadan. Hiç "Ama"sı olmadan...
Arkamızda kocaman bir kalabalık var, ailemiz ve dostlarımız. O kadar kalabalıklar ki pastaya sığmadılar, biz de sadece kendimizi koyduk; ama onlarla beraber yedik.
Yine hayat güzel, yine renkler daha canlı, yine yaşanacak ne çok güzel şey var...
Herşey bizim için çok güzel olacak biliyorum. Nereden mi? Öyle başladı ve öyle de gidiyor... Büyüsü hiç bozulmadan. Hiç "Ama"sı olmadan...
4 Ekim 2010 Pazartesi
Doğrulurken
Ondan öğrendim yine: “çocuklar anne ya da babalarını seçerek gelirlermiş dünyaya” dedi, dahasını sonra anlatacakmış.
Sonra diğeri dedi ki: “Çok güçlüsün… hayata sağlam basıyorsun”
Bu günü yanlarında geçirip sırtımı yaslamak istedim onlara. Bir de diğerlerine “şimdi siz beni beklemeyin, ben toparladığım yerden devam edeceğim” demek.
İnsan hayatının önemli dönüm noktalarının eşiğinde iyice bir hayat muhasebesine soyunuyor ya, işte ben de tam ordayım.
Bana gelip “evet, doğru yoldasın, devam et” demelerini bekliyorum. Ve diyorlar, yazıyorlar…
Kamburumu düzeltiyorum yeniden.
Olsundu, fark etmezdi.. Hayatımdalar ya, buna da şükürdü!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
