29 Kasım 2010 Pazartesi

Kırmızılı Kadın

Gözlerimi kapatıp bu kadın olduğumu hayal ettim 2 saat boyunca. Ne olduğum yerdeydim ne de o zamanda.

Annemle bir sanat aktivitesi yapabilmek adına yer ayırttığım Çırağan Sarayı  "Saturday Concerts" bize harika bir süpriz yaptı; acaba sıkılır mıyım diye gittiğim konser saniyeler geçmesin diye nefesimi tuttuğum bir anı oldu.

İspanyollara atfettiğimiz Flamenko aslında Endülüsler, İspanya Yahudileri, Müslümanlar, Gürcüler ve Çingenelerin ortak ürettiği bir kültürmüş. Malum bu kadar farklı köken bir arada olunca müzikler de bir o kadar zengin oluyor. Ne söylendiği anlaşılmadan ne söylediğini hissettiren muhteşem ezgiler...

Flamenko gırtlağına sahip bir Türk vokalin eşliğinde coşan flamenko gitar, keman, bas ve perküsyona bir de mükemmel dansçı eklenince annem ve benim mest olmamıza yetti.

2 saatin sonunda şundan emin olarak çıktım ki bence aşkın müziği Flamenko!

25 Kasım 2010 Perşembe

Stay by My Side

Bi gün buradan baktım hayata ve evet böyle ıssızdım. Önümde sonunu göremediğim upuzun bir yol, içimde bir raydan çıkma arzusu... Günden geceye mi dönüyorum yoksa geceden güne mi?

Yok melankolik bir anımda değilim sadece zor zamanları hatırlatan birşeyler dinliyorum:
I was looking for another chance
To see your blue eyed problem


Neler ne kadar değişti, bazı şeyler hiç değişmedi. Ama en azından o anlardaki kadar başka bir hayat aramıyorum şimdilerde.

 Bu seferki ipucum StarSailor'dan.

Ps: Fotoğraf, StarSailor- Love is Here'dan...

24 Kasım 2010 Çarşamba

Ben de Yaptım, Yine Olsa Yine Yaparım

Dün haberlerde Lanvin'in dahi tasarımcısı Alber Elbaz'ın H&M için yarattıklarının oluşturduğu izdihamı izlerken kendim nelerin peşinden böyle sürüklenebilirim diye aklımdan geçirdim.

Evet kesinlikle o insanları anlayabiliyorum çünkü ben de fotoğraftaki JimmyChoo'lar için 6 saat kuyruk bekledim üstelik domuz gribiyken ve yine olsa yine beklerim.

Ne ayakkabı ne marka ne de farklı olma derdi... Güzel tarafı birşeyleri tutkuyla isteyebilmek, birşeyler için kendi sınırlarının dışına çıkabilmek, daha fazlasını yapabilmek ve "bunu da yaptım" diyebilmek.

22 Kasım 2010 Pazartesi

Benim Homer'ım

Evet çok tartışıyoruz, evet yıllarımız didişerek geçti, evet herşeyime ortak çıkıyor, evet iPhone kablolarımı bir fare gibi kemiriyor...

Ama o olmasa hayatım o kadar sıkıcı olurdu ki!

Gardrobun üzerinde kahvaltı eden, kendisini Pinokyo sanıp kollarını zımparalayan, benden özenip kaşlarını kesen sonra da yapıştırmam için yalvaran, sevgilimin annemle tanışmaya geldiği ilk akşam ona evrimimin fotoğraflarını gösteren, patronumun eşine "teyze" diyen, "couture" kelimesini kauçır diye okuyan, annemi güvercin kadın diyerek seven, 31 tost yiyebilen, Rusya'nın Alaska'yı Amerika'ya kaça sattığını ve Mecik Necmi'nin aile sırlarını bilecek kadar genel kültür sahibi Homer'ım benim... 

Dün akşam muhteşem dans figürleriyle salonda önümde zıplarken tekrar şükrettim varlığına. Hep böyle gülebilmesi ve güldürebilmesi için dua ettim bir de...

Bu şarkı Homer'ımın şerefine!

17 Kasım 2010 Çarşamba

Baska Diyarlar

Roma'da bir apple store'dayim... Bir ipad, bir Roma, bir sevgilim, bir ben! Yine saklanacak bir keyif ani; ipucum Elma :)

11 Kasım 2010 Perşembe

Keyiflerimi Saklamak

Yaşadığımı farkettiğim anları sonrasında geri çağırabilmek için küçük ipuçları bırakıyorum kendime. Bazen bir koku bazen bir müzik bazense bir renk...

Londra'da hayatımı değiştirecek teklifi aldığım gün için yağmur damlaları, beni ilk öptüğü zaman için kitabevinin camlı vitrini, HydePark'daki huzurumu hatırlamak için kış güneşi, herşeyi bırakıp gittiğimiz anlar için kulağıma fısıldadığı şarkı...

Çok güzel bir sergi gezdim, birazdan annem ve sonra sevgilim yanıma gelecek, Mehmet Günsür'den 2 öykü okudum az önce, gece de Hayal Kahve'sinde müzik keyfi... İpucum Csontváry''den...

9 Kasım 2010 Salı

Aşk ve Gurur

"O"nun hayatında çok önemliler diye ilgilenmeye başladım uçaklarla. Bir uçak mühendisine aşıksan bileceksin dedim vril hareketin uçağın vida gibi döne döne alçalması olduğunu. Kanadın firar kenarı neresidir, yunuslama yunusla alakalı değildir, dünyada belli başlı 3 uçak motoru üreticisi vardır ve Rolls-Royce sadece bir araba markası, Anka da sadece küllerinden doğan kuş değildir...

Öğrendikçe sevdim, sevdikçe öğrendim. Her gün bana gönderdiği uçak fotoğraflarını sabırsızlıkla bekler oldum.

Ve bir gün kendimi bu resmi görünce gözlerim dolar halde buldum...

2 Kasım 2010 Salı

Elimi Kolumu Sallayarak Yürümek


Bu gün bir Türk vatandaşı olarak vize kuyruğunda beklerken sınırları düşündüm. İnsanoğlu olarak kendimize sınırlar belirliyoruz, yetmiyor bunları keskinleştiriyoruz. Sonra birbirimizin sınırlarını geçmeye uğraşıyor, kimi zaman da geçit vermemek uğruna yaşamlarımızdan geçiyoruz.

Neden burası benim? Neden orası senin? Ben buranın güzelliklerini seninle paylaşsam, sen oraları benimle zenginleştirsen…

Vize dediğin şey neyin izni? Senin havanı alabilmek için bana verdiğin süre mi? Buradakinin de aynı hava olduğundan haberin var mı? Ya sınırın iki tarafındaki toprağın rüzgarla her iki tarafa da sürüklenebileceğinden…

Bu gün elimi kolumu sallayarak yürümek istiyorum: İsviçre kantonlarından birinde çikolata yemeye başlayıp, Fransa’ya bir kadeh şarap için uğramak, İtalya’da lazanyamı yedikten sonra 5 çayı için Londra’ya yüzmek, İrlanda’da yeşilliklerde yuvarlanmak… Ve kimseye “nereye böyle?” için hesap vermemek…

Fotoğraf Fransa-İtalya sınırı, Sahibi: NASA Expedition 23 crew

1 Kasım 2010 Pazartesi

Kış mı? Buyursun, Gelsin!


Vogue’un “100$’ın altında 100” listesinde KateSpade imzalı 25$’lık posta kartlarından (bu fiyata kart olur mu demeyin, konu tasarım olunca 50$’a “tissue cover” da var) gümüş kolyelere kadar genel olarak bir ekose baskınlığı söz konusu.

“Mavi Aşığı” olarak favorim bu ayakkabı olsa da yağmur botları ve hepsini taksam da doyamayacağım bangle’lara da bayıldım. Ayrıca da bu sezon kapımızı çalan “clean” akımına da hoş geldin diyor hiç gitmemesini diliyorum.

Daha fazlasından buradan keyif alabilirsiniz.

Kendime Not, status: saving