2 Ağustos 2011 Salı

Çok Hızlı, Yavaş Yavaş

"1 dakikanın ne kadar uzun olduğu tuvalet kapısının hangi tarafında olduğuna bağlıdır!" ile destekleyerek sık sık bahsettiğim görelilik kuramını daha iyi anladığım deneyimler yaşıyorum birkaç aydır.

Yazmaya kısacık bir ara verdim ama söyleyeceklerim o kadar çok birikti ki hiç uygun olmayan bir ortamda hiç de uygun olmayan bir saatte basıyorum klavyenin tuşlarına. Bu yüzden de yazımı tamamlayamayıp kalkıyorum yerimden.

Herşey çok hızlı gelip geçiyor etrafımdan, sanki ileri sarılan bir filmin içindeyim. Renkler ve olaylar akıp gidiyor iki yanımdan ben ne olduklarını anlayamadan.

Alışmaksa bir o kadar yavaş oluyor. Hep sorgulama, hep nedenler, hep niyeler, hep ne zamanlar... Bu aralar hayatı bir türlü rahat bırakamıyorum, tutturukçu çocuk edasıyla "şimdi sırada ne var" diyerek eteğinden çekiştiriyorum. Herkesin bu süreçleri atlatması beni hiç rahatlatmıyor, tersine ilk atlatamayan ben olabilirim diye öne çıkıyorum. Herşeye yetişmeliyim, herşeyi yapmalıyım, evde-işte-heryerde tam olmalıyım. Dibine kadar yorulmalıyım ama enerjimle herkesi kıskandırmalıyım, sabaha kadar oturup 24 saat boyunca uyumalıyım. Saatlerce okumalıyım ama herşey eksiksiz olmalı.

Bir de üstüne 30'a 17 kalınca (ikisi de tek, sevmedim) daha karışık oluyor kafa. Acaba 1 gün içerisinde "Daha Az" bir Deniz' e mi dönüşeceğim kaygısından mıdır bilmem 30'u kendi başıma uzak bir yerlerde karşılamayı hayal ettim hep. Geriye dönüp bakmaya, hüzünlenmeye, hıçkırarak ağlamaya ve yeni hayaller kurmaya zaman ayırabilmek için; dalgalarımda boğulmadan sakinleşebilmek için. Ama belki de en iyisi hiçbirşey olmuyormuş gibi davranıp o günün farkında olmadan devam etmek ve hiç ses çıkarmamak kimse farketmesin diye sessizliği bozmamak.

Tam da şu anda kendi karşıma geçip "Herşeyi boşver, anının tadını çıkar" diyorum; biraz soluklanıyorum...

Hiç yorum yok: